PAMUKKALE SAĞLIK
EĞİTİM VAKFI
DENİZLİ

Ana Sayfa :..: Yönetim Kurulu ve üyeler :..: Amaç :..: İletişim :..: Aş Evi :..: Aşotobüsü

 


PAMUKKALE SAĞLIK EĞİTİM VAKFININ AMACI

15 Temmuz 2001 gün ve 24463 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak faaliyete geçen, Pamukkale Sağlık Eğitim Vakfı, kısaca PASVAK olarak adlandırılmaktadır.

Vakfın amacı; Denizli’de gerçekten yardıma muhtaç insanların oluşturduğu aileleri tespit ederek, onlara yılın her günü öğle ve akşam olmak kaydıyla 2 öğün sıcak yemeği evlerine kadar götürmektir.

Bu yardım; Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından günde 750 kişilik iaşe alımı şeklinde desteklenip, Denizli Valiliği ve Aydın Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından denetlenmektedir. "Siyasi, ticari ve ideolojik münazaranın yapılamayacağı" felsefesini vizyon edinen  PASVAK gerçek ihtiyaç sahiplerine ulaşabilmeyi hedeflemiştir.

İmarethanemizde üretilerek dağıtılan yemekler Gıda mühendisimiz tarafından denetlenmektedir.

PASVAK, ihtiyacı olan insanlara bir çok alanda destek sağlayarak topluma yararlı ve sağlıklı bireyler oluşturmayı misyon edinmiştir.

 

 
 

 

AŞEVİNİN PSİKOLOJİSİ VE SOSYAL PSİKOLOJİSİ

Bir inşaat mühendisi olarak neden uzman olmadığım bir konuda böyle bir başlık altında bu yazıyı yazdığımı merak edebilirsiniz. Çünkü; bizler bu hizmete girmeden önce konunun bu yönüyle bakıldığında, ne kadar önem arz ettiğini bilmiyorduk.

Öncelikle Türk insanının gelenek ve göreneklerinde, yetişme tarzında, dini inançlarında, bireysel ve toplumsal olarak kötü durumda olanlara yardım etme isteği vardır. Özellikle dinimizin oruç ibadetinde açlığın ne olduğunu birebir yaşar, Ramazan ayı boyunca açların halinden anlamaya çalışırız. Bu durum, topluma zaman içerisinde Ramazan Çadırları kurma gibi bir organizasyona dönüştü. Bu da süreç içerisinde hepinizin bildiği gibi genellikle amacına hizmet etmediği; bu çadırların gerçek açların yerine, çevre esnafının, mahalle sakinlerinin, öğrencilerinin, az da olsa bu çadıra gelebilen muhtaçların yemek yiyebildiği bir şekle dönüştü.

Bu uygulamaya da karşı olmamıza rağmen, neden 365 gün gerçek ihtiyaç sahiplerine bu yemek verilmiyor? Bu  insanlar sadece Ramazanda mı aç? ya da sadece Ramazan da mı bu insanlar hatırlanmalı?  şeklinde soru işaretleri oluştu.

Yine atalarımızın düzenli vakıf sistemi sayesinde imaretler (aşevi) kurarak, sivil toplumu konunun içine alarak,  geçmişte bu hizmeti yaptığı herkes tarafından  bilinir.

Bu altyapı duygularımızın ışığı altında; çocukluktan,  yetişkinlik dönemimize kadar analarımız,  babalarımız, büyüklerimiz,  bizleri “Oğlum, kızım, okuyacak büyük adam olacak açları doyuracak” diye telkinde bulunmuşlardır.

Bizler de çocukluğumuz da ne olacaksın.?  diye sorduklarında “doktor olacağım fakirleri ücretsiz muayene edeceğim” “inşaat mühendisi, mimar olacağım. Evsizlere ev yapacağım” “İşadamı olacağım işsizlere iş vereceğim ” şeklinde mesleği ne  olursa olsun ne yapacağı konusuyla beraber açıklardık. 

Gençlik ve yetişkinlik dönemimiz  de  bile “Milli Piyangodan büyük bir para çıkarsa aşevi kuracağım, açları doyuracağım” diye olmayan paranın dağıtım şeklinin vaadini yaparak Tanrıya istekte bulunuruz.

Aşevimiz de maddi ve manevi hizmet vererek; şahıs olarak; psikolojimizin, aslında yılardan beri varolan ama bastırılmış olan yardım etme duygularımızın yoğun bir şekilde açığa çıkarmakta yani kısacası kendimizi tatmin etmekte ve  manevi doyuma ulaşmaktayız.

Aşevinde  gerçek ihtiyaç sahibi olan insanları bulmada görevli olan arkadaşların, hiçbir ücret almadan müdürlük yapan, şoförlük yapan, temizlik yapan, bahçıvanlık yapan, gidilen evlerde ki tekerlekli sandalyelerin tekerleğini tamir ettiren, bu evlerdeki saçı sakalı birbirine karışmış insanları berbere götüren, patates, soğan soyan; gönüllü arkadaşların dayanışmasının başka bir açıklaması olabilir mi acaba? Mutlu olmasalar bu hizmeti yapabilirler mi?

Zaman içerisinde gördük ki aşevine maddi manevi yardım eden herkesin bir şekilde mutlu olduğunu, bilinçaltındaki hedefini başardığı için kendisini rahat hissettiğini çocukluk yıllarındaki vaat ettiği topluma olan borcunu bu şekliyle ödemenin sevincini yaşadığını gördük.

Toplumda aç insan olması bile,  bizce çok ayıp ! Ama  ne yazık ki bu da ülkemizin bir gerçeği. Bu yüzden bir toplumsal dayanışma ile bu sorunun üstesinden gelebiliriz.

Bizler bu konuyla ilgilenmediğimiz dönemlerde, durumun bu kadar vahim ve içler acısı olduğunu bilmiyorduk. Çünkü evden işe; işten eve gidip geliyorduk. Şehrin merkez mahallerinde bile durumun bu derece kötü olduğunu, aç insan aramaya başladığımızda gördük. Evet durum çok kötü. Sizlere kelimelerle anlatamayacağımız kadar kötü. Bu durumu aş verdiğiniz insanları görürseniz anlayabilirsiniz.

Çünkü bu insanların % 80’i çok yaşlı ve kimsesiz. Barındıkları yerler (ev diyemiyorum) berbat. Birçoğu felçli ve yatalak olan bu insanların bir kısmı da  ruhsal çöküntü içerisindeler. Geri kalanları ise işsiz, güçsüz, problemli yani çok ama çok kötü durumdalar. Evlerinden bile dışarı çıkamayan bu insanlar Ramazan Ayında çadırlarına gidip yemek yiyemiyor, hatta yeşil kart çıkarmak için müracaat bile  edemiyorlar.

Bu muhtaç insanları; sağlık ocaklarından ebe arkadaşlardan, Milli Eğitim Müdürlüğünde öğretmenlerimizden,  imamlarımızdan, Emniyet ve Jandarma teşkilatımızdan toplanan müracaat formlarıyla tespit edilmekte ve PASVAK gönüllülerince bu müracaatlar bizzat evlere gidilerek komşusuna, bakkala, v.s. çevresine sorularak değerlendirilmektedir. Bu değerlendirme; kırmızı işaret (kabul), sarı işaret (sonra verilecek), yeşil işaret ise (yanlış müracaat) şeklinde olmaktadır.

İşte bu insanlara her gün öğleden önce,  bir seferde iki öğün olmak üzere sefer tası ile evlerine sıcak aş götürüyoruz. Ertesi gün boşunu alıp tekrar dolusunu veriyoruz.

Feslikan mahallesindeki 84 yaşındaki nine diyor ki -“Oğlum bana getirmeyin bana komşularım bakıyor benden daha kötüleri vardır onlara verin” diyor!

Fatih mahallesinden Nimet teyze 35 gün yemek aldıktan sonra diyor ki –“Oğlum ben iş buldum bundan sonra bana yemek getirmeyin, benden daha kötü durumda olanlar vardır onlara verin.”diyor.!

İşte bizim insanımız, böyle onurlu, gururlu. Eğer gerçekten muhtaç olmazsa, gerçekten aç olmazsa, bu yemeği ret ediyor. Kendi kazandığı parayla yaptığı aşı;  yemenin zevkini ve hazzını yaşamak istiyor.

Bir insana herhangi bir konuda yardım yapılabilir. Örneğin yılda bir defa kömür verilebilir. Bir  insanın bu yardımı kabul etmesi ya da yılda bir olduğu için bu yardımın verilme şekli,  psikolojisi farklıdır. Bir de bu insanlara her gün sıcak yemek verilmesi ve bu insanın yemeği kabul etme psikolojisi farklıdır.

İşte bir  insanın bir lokma ekmeğe bile muhtaç olduğu psikolojisi, her gün evine bu hizmetin yapılması, bunun çevre ve tanıdıklarınca bilinmesi ve bunun bilinmesini kabullenme psikolojisi; bunun kolay bir şey olmadığını vurgulamak için,  bunu gördüğümüz, yaşadığımız için sizlere aktarıyoruz.

          Aşevinde on personel bulunmaktadır. Bunlar maaşlı çalışmalarına rağmen, yaptıkları işin ne olduğunu biliyor, bir manevi yanının olduğunu biliyorlar. Bunun için tüm çalışanları zaman zaman dağıtım arabası ile yemek verdiğimiz muhtaç insanlara  gönderiyoruz. Onları gördükten sonra; aşevindeki herkesin neye hizmet ettiğini, yemek yaparken bir pirinç tanesinin ne kadar kıymetli olduğunu anlıyorlar. Böylece çalışanlar da bu sosyal dayanışmanın birebir içinde oluyorlar.

Aşevinden yararlanan,  yardım edilenlerin durumu bu şekilde.  Peki bu konunun oluşmasıyla,  başarılmasıyla oluşan sosyal psikoloji nasıl oluştu ? Nasıl oluşmalı?

İnanın bizler bu konuya girmeden, neyi nasıl yapacağımızı , nasıl yapılanacağımızı, bilmiyorduk. Kısa sürede kendi şahsi tecrübelerimizin, gurup dinamizmine dönüşmesiyle ve karşılıklı iletişim yoluyla bu organizasyonu gerçekleştirdik.

Birinci kural; “Komşusu aç iken tok yatan, bizden değildir. (Hadis-i Şerif)” temel ilkemiz olmalıydı. Sonra bu yerde siyasi, ticari ve dini yada ahlaki ideolojik münazara yapılmamalıydı. Bu konuda şahıslar, isimler ön plana çıkmamalıydı. Bu konu toplumun her kesimine, her katmanına her görüşüne anlatılmalı; ortak bir soruna ortak bir çözüm üretilmeli ve din, dil, ırk, farkı gözetilmeksizin herkesten yardım alıp; gerçek muhtaçları bulup din, dil, ırk, farkı gözetilmeksizin herkese yardım etmeliydi. Biz bu kuralları koyduk ve bu kurallara uymaktayız.

Bütün bu çalışmaların neticesinde inanın gördük ki; Bu hizmetin başarılabilmesi için güvenirliliğinin olması, denetlenmesi, iyi anlatılması,  bizim toplum yapımıza uyması,  bizim toplumumuzun sosyal psikolojisi açısından çok önemlidir. Mutlaka bu konu TOPLUMA MAL OLMALIDIR:

İşte bu yüzden Devletin sadece Vakıflar kanalıyla devlet olarak, bu düzeni kurup;  (memurlarımızdan özür dileyerek) “devlet memuru mantığıyla” (yada belediyelerin) yada şehirlerimizdeki çok ama çok zengin holdinglerin, iş adamlarının bu düzeni kurup maaşlı elaman çalıştırarak bu hizmeti vermesi mümkün değildir. Kısa bir süre başarılı olsa da zaman içersinde bu konu mutluluk değil bir iş olarak görülecek ve sıradanlaşacaktır. Bu bir toplumsal örgütlenme ile kamu vicdanını  harekete geçiren bir sosyal dayanışma şeklinde oluşmalıdır.

Bu şekliyle PASVAK toplumsal dayanışmayı sağlamış ve bir çığ gibi büyümektedir. Aşevinde kesilen kurban ve adakların derileri T.H.K. ‘na verilmekte yine T.H.K’dan kavurma bağışı alınmaktadır. Denizli barosu muhtaçların avukatlık hizmetlerini ücretsiz yapmayı taahhüt etmiştir. Valilik Sosyal Yardımlaşma Vakfı ile dayanışma halindeyiz. Şehrin tüm vakıf ve derneklerine ulaşmaya çalışmaya devam ediyoruz. Bağışlar ile alınan dört adet minibüs tipi aracımız mevcuttur. Bir çok kişi ve kuruluş mutfak malzemesi ve iaşe bağışlamıştır.

Şu anda 54 gönüllü işadamı her ay PASVAK’a maddi katkıda bulunmaktadır. Vakfımızın bir aylık, günde bin kişilik, dağıtacağı erzak ve maddi destek kasasında mevcuttur. Aşevine ( Pirinç, Nohut, Yağ, Fasulye, vs..) gibi iaşelerde bağışlayabilirsiniz.

Buna rağmen; şu anda Denizli’nin 2/3’üne hizmet verebilmekteyiz. Maddi destekler attıkça, bu sayı artacaktır. Tahminimize göre şehrimizde 2.000 muhtaç insan bulunmaktadır.

  Bu yüzden Denizli örneğinde olduğu gibi bütün Türkiye’de bu konunun Vakıflar Genel Müdürlüğü’nce denetlenmek kaydıyla, Devlet – Sivil Toplum örgütleri işbirliği ile olmasını öneriyor ve diğer hiçbir örgütlenme şeklinin başaramayacağını ısrarla vurguluyoruz. ( Aşevimiz, Vakıflar Aydın Bölge Müdürlüğü tarafından her ay denetlenmektedir.)

Devletle (Vakıflar) işbirliği edecek sivil toplum kuruluşunun (şehirlerdeki sosyal vakıflar, Dernekler vs.) iç örgütleşmesinin; güvenilir kişilerden oluşması başkanın önderlik edebilmesi, sevilmesi, Yönetim Kurulunun maddi problemi olmayan kişilerden oluşması, her siyasi görüşten ve çeşitli toplum katmanlarından katılan kişilerden oluşması ve sadece yapılacak hizmeti düşünen, bu yardımlarla hiçbir şekilde maddi manevi kişisel bir menfaat beklemeyen insanlardan oluşması en doğrusudur.  

Aşevimize; yurt içinde ve yurt dışındaki dostlarınızın  www.pasvak.com adresinden aşevimize ulaşmalarını sağlayabilirsiniz. Yardımlarınızı, düşüncelerinizi, önerilerinizi internetten gönderebilirsiniz. Görüş ve fikirleriniz mutlaka değerlendirilecektir.

 Yapılan bu hizmeti başlatan, emeği geçen, maddi-manevi katkıda bulunan herkese teşekkür ediyorum.Denizlimizin böyle bir konuda Türkiye'de bir ilki başarması, dayanışması, inanıyoruz ki; tüm Ülkeye yayılır. Bu şekilde, Türkiye’nin çok kötü durumda olan bu muhtaç insanları, gerekli hizmeti alır. Bu çorbada bizimde bir tuzumuz olursa, ne mutlu bizlere....

 Saygılarımla....

Pamukkale Sağlık Eğitim Vakfı
Yönetim Kurulu Üyesi

İnş. Müh. Nafiz Öz
 

 

>>> Ana Sayfa<<<

| Ana Sayfa | Yönetim Kurulu ve üyeler | Amaç | İletişim | Aşevi | Aşotobüsü |

Copyright © 2004 Bu sayfanın tüm hakları Pamukkale Sağlık ve Eğitim Vakfı'na aittir. Sayfa içeriği izinsiz olarak dağıtılamaz ve çoğaltılamaz
Görüş ve sorularınız için iletişim sayfasını seçip mesaj gönderebilirsiniz.